Warning: ob_start(): output handler 'ob_gzhandler' conflicts with 'zlib output compression' in /home/kaanturk/public_html/index.php on line 0
Anı Yakalayacağım Derken Anı Kaçırıyoruz
Mucizelerle dolu hayatımız biz insanoğluna verilmiş olan en güzel hediye aslında. Ama hayatı, para kazanmak, uyumak, yemek içmek ve arada bir de gezmek arasına bir yerlere sıkıştırır hale geldik. Oysa doya doya yaşanabilecek sayılı ve sağlıklı nefeslerimiz varken, hep bir şeyleri yapmanın, yakalamanın ve bitirmenin derdine düştük. Kimimiz sevdikleriyle öylesine az zaman geçiriyor ki. Hele bir de o kısacık zaman dilimleri nitelikli bir şekilde değerlendirilemiyorsa, insan duygusal bir boşluğa da düşebiliyor gitgide.. Durup düşündüğümüzde, bu neden böyle diye sorduğumuzda ilk aklımıza gelen şeylere bir çeki düzen vermenin, kendimize yeni bir şans verip zamanı kaçırmadan kana kana içmenin bir formülü olsa gerek.
Hayat ne güzellikler getirir bilinmez ama yalnız veya sevdiklerimizle güzel ve dopdolu anlar yaşamak, bunu zihnimizin en özel köşesine bırakmak için hiçbir zaman geç değil. Ancak şu son günlerde güzel anlar yaşamak için yapılan aile arkadaş toplantıları, gezilen, gidilen özel yerler ve hatta keyifle yenen küçük bir öğlen yemeği dahi, sosyal mecraların ve akıllı telefonların yeni malzemesi oldu. İnsanlar o anı yaşamak, o mutlulukla kalbini zihnini beslemek yerine “dur bir fotoğraf çekelim” hastalığına tutuldular. En başından beri vurgusunu yaptığım kendine ve sevdiklerine zamanını boşa harcatma, kısacık hayatın sana hediye edilen kısmını doyasıya yaşa derken bu hastalığa çağrışım yapmak istedim aslında. Evet, bu maalesef bir tür sosyal medya hastalığı, bastırılmış ve özenti dürtüsel içsel tepkilerin akıllı telefonlarla dışa vurulan hali. Paylaşım yapmanın ötesine geçmiş, maalesef ki kimilerinde caka satma moduna ulaşmış bir karmaşık ruh hali. Babaannesini ziyarete giden çocuğun babaannesiyle fotoğraf çekilmesinden güzel ne olabilir. Ama üzücü olan hayatının belki yalnızca belli bir kısmında yanında olacak o insanın, o fotoğraf karesinden çok o anda yüreklere kazınan gülümsemesinin farkında olunamaması. Daha da acısı, bakmak ama görememek.
Başımıza gelen ve zaaf haline dönüşen sosyal medya hastalığı artık gezdiğimiz mekanlarda da tuhaf görüntüler oluşturmaya başladı. Bir göl kenarında, kendini o manzaranın eşsiz güzelliğine bırakarak ruhunu dinlendirmek, o anı yaşamak eski moda oldu tabiri caizse. O doğal güzelliği çığlık çığlığa boğan fotoğraf makinesi ve akıllı telefonlar kimsenin doğanın hediyesini almasına müsaade etmedi. Kastım elbette ki hatıra nev’inden bir karenin hiç olmaması değil. Bunun bir kölesi olmuşçasına geçip giden kısacık anın içinde olmaktansa o fotoğrafın içinde yer almak daha önemli bir hal aldı. Değerlerimize savaş açan sosyal medyaya gezdiğimiz, yediğimiz içtiğimiz, kaldığımız o şahane otelin her köşesini hissizce sunar olduk. Ve yazık ki birçoğumuz bununla yaşamaya öylesine alıştı ki, gittiği şelalenin yanında, Kapadokya’da bindiği balonun içinde kim olduğunu ve neden orda olduğunu unuttu. Kendine hediye ettiği ve belki bir daha hiç olmayacak olan o eşsiz anı sosyal medyanın hasedine eliyle armağan etti. Kanayan bir yara halini alan bu duruma bir farkındalık oluşması arzusunda yazılan bu satırlar, umulur ki birilerine sevdikleriyle geçirilen her anın doyumsuz olduğunu bir kez daha göstersin. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.